PASsPort

Ein Theaterstück von Koza Kunst & Kultur /
Koza Kunst & Kultur’un bir tiyatro oyunu

Wir stehen Schlange. Dokument fehlt. Wir versuchen es noch einmal. Falsches Formular. Beim dritten Mal konnten wir unsere Geburt nicht nachweisen. Beim vierten waren wir schon zu sehr Ausländer. Je öfter wir gingen und kamen, desto mehr verwandelten sich die Wege in ein Labyrinth. Wir gingen hinein, voller Hoffnung. Doch während wir den Ausgang suchten, verirrten wir uns nur noch mehr.

PASsPORT erzählt die Geschichte vom Verlorensein aus der Sicht mehrerer Immigranten, mitten in einer absurden Welt. Es bringt die tragischen und komischen Seiten des Hinterfragt-, Übersehen- und Nie-genug-Seins auf die Bühne. In einer Welt, in der Identität über Formulare und Zugehörigkeit über Dokumente definiert wird, ist dies die Geschichte jener, die mitten im System nach einem Platz suchen und doch immer draußen bleiben.

Witzig? Vielleicht.
Lächerlich? Und wie.
Wahr? Leider ja.

Um das Stück zu sehen: https://youtu.be/AAMWZRcDOkc?si=kq6EW9_VyIIUNJH7

Sıra bekliyoruz. Evrak eksik. Bir daha denedik. Form yanlış. Üçüncüde doğduğumuzu ispat edemedik. Dördüncüdeyse zaten fazla yabancıydık. Gidip geldikçe yollar bir labirente dönüştü. Umutla içeri girdik. Ama çıkışı ararken daha da kaybolduk.

PASsPORT, birkaç göçmenin gözünden, absürt bir evrenin ortasında kaybolmanın hikâyesini anlatıyor. Sorgulanmanın, görmezden gelinmenin, sürekli eksik sayılmanın hem trajik hem komik yanını sahneye taşıyor. Kimliğin şekille, aidiyetin belgelerle ölçüldüğü bir dünyada,
Sistemin tam ortasında yer arayanların ama hep dışarıda kalanların hikâyesi bu.

Komik mi? Belki.
Gülünç mü? Fazlasıyla.
Gerçek mi? Ne yazık ki.

Oyunu izlemek için: https://youtu.be/AAMWZRcDOkc?si=kq6EW9_VyIIUNJH7

Autor: Elif Yakut
Dramaturgin: Rewşan Apaydın
Musik: Halit Çıkman
Technik: Aybüke Çalıkoğlu
Grafikdesignerin: Tuğba Ak Shejdoski
Regieassistentin: Özde Gezici
Schauspieler:innen: Ceren Tuştaş Emlik, Dilay Çatak, Emel Saylik, Halit Çıkman, İpek Oymak, Kağan Yücebaş, Melime Ergin, Özge Nadastepe, Rojhat Demir, Samire Caylan, SeRra Baykal, Sibel Çelik Doğru, Mitwirkende: Anıl Aksu, Birsel Mehmedzaid, Çiğdem Bozkurt Özyolcu, Elif Sarıgül Duman, Johanna Grobe, Mehveş Öztürk, Metin Taşkıran, Orhan Oğur, Seçkin Çalışkan, Uğur Şimşek, Vedat Deryal

Charaktere / Karakterler

Die Künstlerin / Sanatçı

Von der Türkei nach Frankreich, weiter nach Deutschland – getrieben vom Traum einer Ausstellung. Der Pass liegt in der Tasche, die Identität bleibt unterwegs. Wenig Türkisch, gebrochenes Deutsch, viel Widerstand.
„Hallo… eh… ich bin… mein Ausstellung… Galerie… Comment puis-je dire… Kunst… ah… Farbe… Bild… Malerei… hier, Dokument.“

Türkiye’den Fransa’ya, oradan Almanya’ya sergi hayaliyle savrulan bir ruh. Passport cebinde ama kimliği hâlâ yolculukta. Az Türkçe, kırık Almanca, çokça direnç. „Hallo… eh… ich bin… mein Ausstellung… Galerie… Comment puis-je dire… Kunst… ah… Farbe… Bild… Malerei… hier, Dokument.“

Der Arbeiter / İşçi

Seit 1974 in Deutschland. Er kennt Staub und Hitze auf der Baustelle, endlose Schichten und harte Arbeit. Ein unsichtbares Fundament der Migrationsgeschichte. Er arbeitete. Er lebte. Er wurde vergessen. Heute erinnert er auf der Bühne.
„O zamanlar parmak izi yoktu ki! İşçi kartım vardı. Bak! Mit diese Karte! Ben trenle geldim, Zug mit Zug, Sirkeci’den.“

1974’ten beri Almanya’da çalışıyor. İnşaat tozunu, demir sıcaklığını, geceli gündüzlü vardiyaları biliyor. O, göç tarihinin görünmeyen ama taşıyıcı direği. Hikâyesi, kimliksizleştirilmekle verilen bir mücadele. Çalıştı. Yaşadı. Unutuldu. Şimdi unutanlara karşı sahnede bir hatırlatma!

„O zamanlar parmak izi yoktu ki! İşçi kartım vardı. Bak! Mit diese Karte! Ben trenle geldim, Zug mit Zug, Sirkeci’den.“

Die Bürokratie / Bürokrasi

Kein Mensch, sondern ein Wesen. Formulare knien nieder, Menschen verbeugen sich. Ein Ritual, ein System. Weißes Gesicht, gleichgültige Augen. Je mehr Anbetung, desto größer wird sie.
„Sevgi geçicidir, Bürokrasi kalıcıdır.“
„Love is ephemeral, Bureaucracy is eternal.“

O bir insan değil. İnsanların önünde eğildiği, belgelerin diz çöktüğü bir varlık. Bir sistemin sureti, bir ritüelin efendisi. Yüzü bembeyaz, gözleri kayıtsız. Taç giydi, tapıldıkça büyüdü. „Sevgi geçicidir, Bürokrasi kalıcıdır.“ „Love is ephemeral, Bureaucracy is eternal.“

Irgendwer / Herhangi Biri

Was er sagt, hört niemand. Was er tut, sieht niemand. Seit Jahren stellt er dieselbe Frage: „Ist das neun tausend acht hundert fünf und sechzig?“ Er ist nur eine Nummer, ein Schatten im Korridor der Bürokratie.
„Ben kimim, bilmiyorum artık. Ve en acısı, siz hiç bilmek istemediniz. Sahi kimim ben?“

Ne yaparsa yapsın kimse görmüyor. Ne söylerse söylesin, kimse duymuyor. Sıra numarasını bekliyor, yıllardır aynı soruyu soruyor: “Ist das neun tausend acht hundert fünf und sechzig?” Adı yok, yüzü yok. Belki de yalnızca bir sayıdan ibaret. O, bekleyenlerin sesi. Görülmeyenlerin hayaleti. Bürokrasinin sonsuz koridorlarında unutulmuş HERHANGİ BİRİ! „Ben kimim, bilmiyorum artık. Ve en acısı, siz hiç bilmek istemediniz. Sahi kimim ben?“

Die Sicherheit / Güvenlik

Kleine Macht, großer Hochmut. Er hat die Regeln nicht geschrieben, aber er befolgt sie alle: ohne Zweifel, manchmal falsch. „Security“ wird geschrieben, „Sîkurîtî“ ausgesprochen. Pflichtgefühl endlos, Empathie null.
„Vaay sen devletin güvenlik görevlisinin işini layıkıyla yerine getirmediğini düşünüp polis mi istiyorsun. Benim burda polis ben! Bana Respet!“

Küçük gücün büyük kibri. Kuralların kitabını yazmamış olabilir ama hepsini uygular: eksiksiz, sorgusuz, bazen de yanlış! Kendini herkesten üstün görür. “Security” yazılır, „Sîkurîtî“ okunur. Görev bilinci sonsuz, empati sıfır. „Vaay sen devletin güvenlik görevlisinin işini layıkıyla yerine getirmediğini düşünüp polis mi istiyorsun. Benim burda polis ben! Bana Respet!“

Die Aktivistin / Aktivist

Sie gibt den Arbeiter:innen eine Stimme, kämpft gegen die Kälte der Mauern. Sie glaubt an Solidarität und Beharrlichkeit. Manche schweigen nicht.
„Sindirildik, insan eliyle çizilmiş bu sınırlar içinde oturmaya iznimiz olsun diye. Öylece belki layık görülürdük izinlerinizden bir tanesine.“

Bir işçinin sesi olmak için orada. Adaletin adresi yoksa, kapı kapı aramak gerektiğini biliyor. Sistemin soğuk duvarlarına inat, birlik, dayanışma ve ısrarla direniyor. Çünkü bazı insanlar susmaz. Bazı insanlar sadece kendisi için değil, herkes için konuşur. „Sindirildik, insan eliyle çizilmiş bu sınırlar içinde oturmaya iznimiz olsun diye. Öylece belki layık görülürdük izinlerinizden bir tanesine.“

Der Beamte / Memur

Egal, in welcher Sprache man spricht – seine Antwort bleibt: „Nur Deutsch.“ Er schaut auf die Akten, die Nummern, die Uhr. Aber nicht auf dich. Auch er wird eines Tages vom System erdrückt.

Hangi dili denersen dene, cevabı hep aynıdır: “Nur Deutsch.” Ne sorunun umurundadır, ne hikâyen. Dosyaya bakar, sıraya bakar, saate bakar. Ama sana bakmaz. Ve sistemin yükü, bir gün onu da ezer. Çünkü bastırılan duygu, eninde sonunda taşar!

Termin-Suchende (eine Frau und ein Mann) / Termin Peşindekiler: Bir Kadın ve Bir Adam

Sie wollen nur einen Termin. Nicht heute, nicht morgen – einfach irgendwann. Doch jeder Schritt bringt neue Formulare, neue Regeln. Das Warten endet nie.

Termin istiyorlar. Yarın için değil, bugün için değil, sadece “bir gün” için. Ama her adımda yeni bir belge, yeni bir engel çıkıyor. Formlar değişiyor, kurallar değişiyor, ama beklemek hiç değişmiyor. Sistemin içinde dönüp duran iki insan. Çaresizliğin adı, bürokrasinin ezeli misafiri.

Die Studentin / Öğrenci

Diplom, Pass, Zukunftspläne – alles vorhanden. Aber kein Visum. Weil er seine Geburtszeit nicht kennt, weil er den Namen nicht erklären kann. Für das System ist er damit ungültig.
„Ich weiß nicht. In meinem Land… kein Papier für Uhrzeit. Meine Mutter erzählte immer, dass ich geboren wurde, als die Kirschbäume ihre ersten Früchte trugen.“

Diploması, pasaportu, geleceğe dair planları var. Ama vizesi yenilenmiyor. Çünkü doğduğu saati bilmiyor, adının anlamını açıklayamıyor. Sisteme göre bu eksik bilgi, onun varlığını geçersiz kılıyor. Okumuş olmak yetmez. Belgelenmiş olman gerekir. Ne bildiğin değil, ne kağıt gösterdiğin önemli. „Ich weiß nicht. In meinem Land… kein Papier für Uhrzeit. Meine Mutter erzählte immer, dass ich geboren wurde, als die Kirschbäume ihre ersten Früchte trugen.“

Die Freundin / Arkadaş

Manchmal reicht es, Zeuge zu sein oder eine Schulter anzubieten. Auch das ist Widerstand.
„Bir kimlik kartına sıkıştırılmış hayatın neresine sığarım ben?“

Bazen bir omuz, bazen bir tanık olmak yeterlidir. Çünkü yalnız bırakmamak da bir direniş biçimidir. „Bir kimlik kartına sıkıştırılmış hayatın neresine sığarım ben?“

Letzte Szene / PASsPORT oyunundan son kare

Wir haben den Laden geschlossen – aber nicht für immer. Wenn die Bürokratie es erlaubt, öffnen wir wieder.
PASsPORT vereinte jene, die auf ein Visum warten, in Schlangen stehen oder durch fehlende Papiere unsichtbar gemacht werden.
Wir haben erzählt. Ihr habt zugehört.
Gemeinsam waren wir nicht allein.
Migrationsgeschichten enden nicht.
Aber zumindest für diese Saison gilt:
„Bitte versuchen Sie es in 180 Tagen erneut.“

Dükkanı kapattık. Ama öyle her zaman değil, yeniden açacağız. Bürokrasi izin verirse. Vize alamayanlar, sıra bekleyenler, eksik belgeyle silinenler… Hepsi PASsPORT sahnesinde bir araya geldi. Biz anlattık, siz dinlediniz, yalnız olmadığımızı hissettik. Bizi yalnız bırakmayan herkese teşekkürler. Göç hikâyeleri bitmez. Ama en azından bu sezonluk: „Bitte versuchen Sie es in 180 Tagen erneut.